Neyi, Neden Kontrol Ederiz?
- Ümit Erdoğan

- 16 Ara 2024
- 3 dakikada okunur
Kontrolcülük, ruhsallıkta fark edilmesi kolay olmayan bir süreçtir. Çünkü akla çok yatkın sebeplerle görünüm kazanırlar. Örneğin; ütünün fişi takılı mı değil mi emin olmak için defalarca kontrol edilebilir elektrik akımından yangın çıkmasın diye. Bir anne çocuğunu sürekli kontrol eder çünkü çocuğunun başına her an bir felaket gelebilir ve bunu önlemesi gerekir. Örneklerden de görüldüğü üzere eğer gerekçeler çok kritik bir öneme sahipse ardında yatan kontrol etme dürtüsü kolay fark edilmeyebilir ve kontrolcülüğün düzeyi varsanılan felaketi önlemek için gerekli görülebilir. Kontrolcülüğün ardında yatan bazı sebepleri genel başlıklar halinde sıralarsak; Ayrışmaya dayalı kontrolcülük: İlişki içerisinde olan kişilerden biri ötekinin varlığına çok ihtiyaç duyuyorsa onsuz kendisini eksik/yarım hissediyorsa onu yakınında tutmak için kontrol edebilir. Örneğin; patolojik narsisistik sorunları olan eşlerden biri, ötekinin hayranlığını alabilmek için partnerini kendine bağımlı hale getirebilir. Sanki partneri o olmadan yaşamını sürdüremez, hayatta kalamaz gibi davranarak onu manipüle eder sonunda onun yaşamı üzerinde kontrol sahibi olur. Partneri, kendisinden uzaklaşırsa yoğun ayrılık kaygısı nedeniyle ( ya da yoğun narsisistik kırılmalarla) partnerini aşırı kontrol edebilir. Diğer bir örnek ise; çocuğuna aşırı yapışmış bir anne örneği verilebilir. Çocuğun ayrışıp bireyselleşme sürecine annesi bilinçdışı olarak tahammül edemezse çocuğunun kendisinden her uzaklaşma deneyiminde onun başına kötü bir şey geleceğini aktarabilir ve çocuğunu çok fazla kontrol ederek yakınında tutabilir. Aslında anne burada kendi ayrışma problemleri sebebiyle çocuğunun da bireyselleşmesine izin vermeyerek onun yaşamı üzerinde aşırı bir kontrol sahibi olmaya çalışıyor olduğunu söyleyebiliriz. Çocuğunun yerine her şeyi kendisi yaparak... Onun hayatını her yönüyle yöneterek... Burada anne şöyle düşünür: çocuğu henüz belli zorluklarla başa çıkabilecek seviyede değildir ve onu düşündüğü için onu korumaya çalıştığı için bunu yapıyordur. Oysaki çocuğunun gelişimine uygun sorumluluklar vererek onun zorluklarla başa çıkabilecek girişkenlikte biri olmasını da sağlayabilir. Ama anne kendi ayrışma problemleri sebebiyle bunu göremiyordur. Çocuğu kendi ayakları üstünde durabilen kendi sorumluluklarını alabilen birey olduğunda ise annesi bu durumu çocuğu tarafından terkedilmiş/bırakılmış, yalnız kalmış olarak algılayabilir. O yüzden çocuğunun her özerkleşme (ayrılma) çabalarını farkında olmadan sabote edebilir. Böyle bir çocuk dış dünyanın zorluklarıyla yeterince karşılaşamadığı için kendi başına adım atması karşısında yoğun kaygı yaşayabilir ve kendi desteği olan annesine bağımlı bir şekilde geri dönebilir. Dürtüsel zorluklara dayalı kontrolcülük: kişinin bazı dürtüsel eğilimleri kendisini toplum içinde zor duruma düşürecekse bu dürtüsel baskı kişinin yoğun kaygı yaşamasına neden olur ve bu dürtüsel taşmalarını kontrolü altına almaya çalışarak kaygısını hafifletmeye çalışabilir. Kişi, bunu bazen kendi yaşantısını kontrol ederek yapar bazen ise dış çevreyi kontrol ederek yapabilir. Örneğin; cinsel dürtülerin aşırı baskısı kişiyi kaygılı hissettirebilir. Çünkü yaşadığı çevrede saygın, itibarlı, ailesine düşkün, işinde gücünde biridir ve cinsel dürtülerin kişi üzerindeki aşırı baskısı, toplum nezdinde saygınlığını/itibarını kaybetmesine neden olabilir. Kişinin cinsel dürtüsünü aşırı kontrol etmesi onu hayatından tamamen çıkarmasına yol açabilir. Aynı zamanda çevresini de kontrol etmesine neden olur. Kendisine cinselliği hatırlatacak her şeye karşı yoğun öfke duyabilir ve çevresinin de cinsel faaliyetlerini ya da cinselliği hatırlatan her şeyi kısıtlayan birine dönüşebilir. Örneğin; sokakta birbirine sarılan, birbirini öpen kişilere karşı yoğun öfke hissedebilir.
Kişinin içinde yoğun saldırganlık dürtüsü (zarar verme çabası) varsa ve bu saldırganlık kişiyi çevresinde çok zor duruma sokacaksa içindeki bu saldırganlığı aşırı kontrol eder ve hatta bazen tam tersine çevirebilir. Kişi, çevresine sürekli yardım eden, destek olan, iyilikler yaparken bulur kendini. Bazı kişilerde, daha ileri gider toplumsal barışı sağlayan sivil toplum derneklerine üye olurken bulur kendini.
Kontrol etme ihtiyacı; hem kişinin hayattan haz alabilmesini ciddi anlamda engellerken hem de çevresini oldukça bunaltabilir ve ilişkilerine zarar verebilir. Ancak kendini güçlü hisseder. Böylece olumsuz duygularını hafifletebilir.
Kısacası; kontrolcülüğün altında yatan en başat sebep: kişinin kendi benliğinde temel bazı zorlanımlar olduğu söylenebilir. Bu noktada, bir uzman tarafından destek alınması tavsiye olunur.
Sağlıklı günler dilerim.
Ümit Erdoğan



Ümit hocam bu önemli bilgileri bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür ederim.